20 Eylül 2016

Akyaka

Üç aylık Milas yazlıkçılığından sonra tatil benimde hakkımdı. Aslında ilk planımız Sidar bizi geçerken Altınoluk'a bırakacak, annemlerle 10 gün kalıp sonunda eve geri dönmek şeklindeydi. 

Olanlar oldu, devremülkün günleri kaydı. Günler kayınca babam devreyi " Çok sinirlendim, sat!" diyerek emlakçıya verdi. Tabiikisi de bu fevri davranışı hakkında şu an kararsız. Neyse ki satılmadı...

"Ne yapsak, nerelere gitsek?" diye kafamda bin bir soruyla "Selimiye'ye gidelim mi?" demiş bulundum. Beğenip, onayladılar. Rezervasyonumuzu yaptırdık. Yaptırdık da maaşallah otel fiyatları Maxx Royal ile yarışır hale gelmiş. Bu satırları şu an Selimiye'den yazıyorum hatta.

Neyse Akyaka diye başlık attım, konu dağılmasın. Kimin kimde ne zaman kalacağı, nereye gideceği, döneceği, uçak saati karıştığı için, annem ve babam cumartesi sabahı itibariyle açıkta kaldı. Aklımda bir yer daha vardı "Akyaka" :) "Azıcık orada kalalım mı?" dedim. "Olur, orayı da görelim" dediler. Milas'tan yaklaşık iki saatlik bir yolculukla, -Almanya'dan yurda dönercesine- tıklım tıkış bir arabayla hedefimize ulaştık. Araba o derece dolu ki, koltukta kızı göremiyorum, ulaşamıyorum :)
Bir de bu Sidar ile iki büyük bir küçük valiz göndermiş halimiz.

Akyaka'da "Alp Suites Mandalin" diye bir apartta kaldık. Durmayın, tereddüt etmeyin, koşun kalın. İkea ile Boyner Evde birleşmiş buraya sponsor olmuş. O derece temiz, o derece zevkli... Taşınasım geldi. Aksesuarların üstünde fiyat etiketleri dahi duruyordu. Bir yataklarda sıkıntı vardı. Garç gurç bir sesler. Kız uyanmasın diye robota bağladım.

Tekrar toparlarsak, elimde ekranı çatlak, dolmayan telefonumla foursquare'den önceden işaretlediğim mekanları arıyorum. Çocuk acıktı, bir çorba bir ev yemeği arayışlarım sonunda Takıntı Cafe'ye gidiyoruz. Google Map ile dön dolaş, kavga dövüş - babam kayboldu- falan sonunda güneşin alnında buluyoruz. Yaz çorba içiyor, pek de beğeniyor. Biz mantı yiyoruz. 10 üzerinden 7 :) İşleten hanım inanılmaz kibar...

Odaya geri dönüp kızı uyutuyorum. Babamla "Çıkalım dolanalım" diyoruz. Malum cumartesi gittiğimiz için bütün Muğla halkı ve civar köylüsü plajda. Yürüye yürüye orman kampının oraya gidiyoruz.  Her yer leş...




Merdivenlerden ine çıka denize girecek bir yer buluyoruz. Kendimizi Gökova'ya bırakıp dalıp çıkıyoruz. 

Sahilde kano kiralayan bir yer görüp fiyat alıyorum. İki kişilik kano bir saat 25 TL, SUP da görüyorum. Diğer bir adıyla "Paddle Boarding" Hemen fiyat alıyorum, saati 50 TL "Biz beş dakikada öğretiyoruz, sabah 7-8 gibi gelirseniz deniz o zaman düz oluyor" diyor ve 7-8'i duyduktan sonra gerisini dinlemiyorum. Hayat benim için 11-12'de başladığından üzülerek ayrılıyorum :)

Duş al-giyin ritüellerini gerçekleştirdikten sonra, yine foursquare sağolsun"Sema'nın Mutfağına" gidiyoruz. Aman baştan uyarayım, Akyaka girişinde ufak bir yer. Tırman tırman yokuş yukarı, babam dükkanı da görünce "Burası mı? hıh-mıh" falan diyerek burun kıvırdı. Sonuçta puset iteliyoruz, totomuzdan ter akıyor :) Neyse sonuçta bizden çok yedi. Yaz da yemekleri çok beğendi, bir tabak pilavı karnıyarık içiyle götürdü.

Sonra "Azmak yanında bir tur atalım" diyerekten, donarak sahil tarafına geri döndük. Yine babamla birbirimizi kaybederek, 3 tur attık. Sonunda kavuştuk. Çay sevdasına, en varoşundan semaverde çay yerine oturarak, küçücük bardak çaya 3TL, yandaki wafflecıdan aldığım waffle a ise 13 TL verdim. Waffle neyse de çay hatasını ben yaptım siz yapmayın :)

İkinci gün Azmak kenarında kahve içerek (uyduruk bir cafe 6 TL) Akbük'e doğru yola çıktık. Yol yaklaşık 40  dakika sürüyor. Önceden aldığım enformasyon doğrultusunda, sahilde ufak bir tur atarak "Tahta Beach" de karar kıldık. Gayet güzel ve temiz, şezlong 10 TL ayrıca yiyip içtiğinizi ödüyorsunuz. Belediyenin şezlongları çifti 25 TL, beachlerin kum üstünde pek yeri yok. Sahili olduğu gibi belediye kapatmış. Pek beğendiğim Tahta Beach'de kıza ızgara köfte söylüyorum. Çok güzel bir sunumla geliyor, gayet lezzetli ve fiyatı 25 TL (pilav, patates ve salata ile servis ediliyor)

Deniz muhteşem, gördüğüm en güzel koylardan biri... Gidilmeli, yüzülmeli... Saat 7 gibi geri dönüyoruz. Bebem yine aç, "Bir çorba içse" diyoruz. Köşem mi köşebaşı mı adında çok dolaşmayalım diye dandik ve pis ötesi bir yere geçiyoruz. çorbayı ağzına sürmüyor. Ben tenezzül edip oturmuyorum. Bir kase çorba 7.5 TL :)  Şoklardayım :) Pizza Fellas -thank you foursquare- bir dilim karışık pizza alıyorum (5 TL) üç lokmada gömüyorum. Ayılık olmasın diye tekrar almıyorum :)

Dolanırken İzmit'ten bir ahbaba rastlayıp çay-pasta seansı yapıyoruz. Yaz bayılmak üzere olduğundan eve geçip biz de inzivaya çekiliyoruz.

Genel olarak Akyaka'yı pahalı buldum. Evet esnaf son derece kibar, tatlı dilli olabilir. Ama hizmet-fiyat çok dengesiz. Çay 3 TL, kahve 6 TL, çorba 7,5.... Oturduğun yere bakıyorsun, önüne gelene bakıyorsun. İçinden küfür ediyor kalkıyorsun. 

Herhalde tekrar gideceğim bir yer olmaz. Yine de görmüş olduk...

Sırada Selimiye notlarım var :)


PS: Sivrisinekler şöyle böyle diye beni çok korkutmuşlardı. Toplamda 2 adet sivrisinek gördüm. Onlarda sokaktaydı. Belki hava soğuduğundan yok olmuşlardır :)

19 Eylül 2016

Bebekle 1 Günlük Çeşme Kaçamağı

Uzun zamandır ailecek bir yerlere gitmeyi planlıyor fakat tembelliğimden ve de korkumdan harekete geçemiyorduk. Yaşadığımız korkunç Bursa deneyiminden sonra evden dışarı çıkmamaya resmen yemin etmiştim. Otellere tövbeliydim :)

  Sidar'ın babasının Kayseri'ye gidecek olması, dönüşünün İzmir'den oluşu ve şansa bak ki Sidar'ın da o esnada Milas'ta olması bir günlük Çeşme seyahatine davetiye çıkardı. Kafamda çok deli sorular vardı. "Kız bütün gece yine ağlar mı? Uyur mu? Ne yer?" falan filan... Bir yandan da aylardır Milas'ta yaşamaktan bunalmıştım biraz aile zamanına (değişikliğe) ihtiyacım vardı. Ayriyeten denizle pek yıldızı barışmayan Yaz beybisinin -bizim oranın deniziyle benimde yıldızım barışık değil, dalgalı, bulanık- kumluk Çeşme denizinde içten içe mutlu olabileceğini düşünüyordum.

Yine lafı uzattım. Fazla masrafa girmeden bir gece kalınabilecek yer arayışlarım sonunda "Ada Butik Otel" diye bir pansiyona rastladım. Artık aile odası arıyorum tabi ki, çünkü Yaz ne  park yatakta yatar ne de tek başına... Gayet uygun fiyata, hayatımda gördüğüm en temiz pansiyonlardan birinde kaldık. Bildiğiniz temizlik kokuyordu. Nevresimler, perdeler kanaviçe işlenmişti. Arabayla hareket ettiğimiz için tam kestiremeyeceğim ama merkeze ve plajlara sanırım uzak bir noktada idi. Kahvaltısını ise vasat buldum. Tatsız tuzsuz bir şeyler vardı. Hizmet ise 10 numaraydı.

Bayağı bir "bebek dostu plaj" "Çeşme'de bebekli tatil" googlamalarım sonunda bir kaç beach bulmuş ama kararsız kalmıştım. Pansiyon sahibi "Quente Beach Club" tavsiye edince, "İyi gidelim bari!" dedik. Öncesinde Ilıca'da yer alan foursquarede yüksek puanlar almış "Dost pide'ye" uğramak kaçınılmazdı. Kıza çorba içirip, döner pilav yedirdik. Ben ise pide yedim. Mekanı tamamen abartılmış bir üne sahip olduğunu düşünerek yere göğe sığdıramayanlara şu soruyu sormak istiyorum "Hiç mi pide yemediniz?" :)

Gelelim Quente'ye şansımıza Vodafone ise %50 indirimde vardı. Giriş ücreti ise normalde 40 TL ve bu fiyata hiç bir şey dahil değil. "Bebekle rahat edersiniz" denilen plaj gerçekten bir bebek plajıydı. Doğuran buraya gelmiş desem yeridir. Metrekareye 3 bebek düşüyordu. 5 kişiden 3'ünün elinde bebek arabası vardı. Sahili oldukça genişti, gölgelik alanı boldu. Hatta bebek hamakları bile vardı. Çift kişilik yataklara serildik resmen. Müzik var mıydı onu bile hatırlamıyorum şu an :) 

Neyse bebeğim sahilde arada ayaklarını denize sokarak, kumlarla oynayarak, kazdığım havuzun içine girerek bayağı bir oyalandı. Saat 3 gibi gittiğimizde deniz hafif rüzgarlı olup, saat 4'te iyice çoştu. Bir ara çocuğun elini tuttum buz kesmişti. Ben bile dondum, ki zaten su da bence soğuktu :) Denize ilk gittiğimizde girip saçımı suya sokamamıştım o derece :)

Tuvaletler, duşlar leş. Meydanda olan duş oldukça soğuktu. Bebeğimi biraz vızıldatmak suretiyle duşa sokmak zorunda kaldık. Durum aynen şöyleydi; deniz soğuk, hava soğuk, duş soğuk. Neyse ki hasta olmadan toparlandık. Servis de çok kötüydü. Menü istedik, yarım saatte anca geldi. Beyim frappe sölemiş "Buzlu 3'ü 1 arada" dedi. Yemek fiyatları da ortalama, her yerde rastlayacağımız şekilde idi diye hatırlıyorum. Başka bir şey yiyip içmedik.   

Zatürre olmadan kalktık. Fakat yine de beğendiğim bir ortam oldu. Belki sezon sonu olduğundan çeşitli aksaklıklar mevcuttur. Ya da sezonda daha kalabalık olduğundan daha beterdir. Bak bilemedim şimdi :) Görevliye "Bu ne rüzgar, hep böyle mi" deyince "Sezon sonu olduğundan" cevabını verdi. Temmuz-Ağustos bir muamma :)

Pansiyona geri döndük, duş alıp Alaçatı'da kalabalıklaşmadan bir tur atıp, Çeşme merkeze ineriz şeklinde bir plan yaptık. Deniz Şokohantes'i oldukça yormuş ki, arabada uyudu, aldık pusetine koyduk. Kumru yedik, dolanmaya başladık anca gözünü açtı. Ufak bir Alaçatı turu atarak kalabalıklaşmadan çarşıdan geri çıktık. "Kıza nerede-ne yedirsek?" derken girişte ev yemekleri yapan bir yer gördük (Hemen kumruculara falan gelmeden o hizada solda). Onunda karnını doyurup, Çeşme merkeze döndük.

Bu arada yorulan koca söylenmeye başladı. Aklında D&R'dan kalemkutu almak gibi sinsi planları olan ben -evet itiraf ediyorum- "Marinaya gidelim!" diye tutturdum. Arabayı çarşıda yukarılara bir yere park ederek, yolda bir dondurma yiyerek asık suratlar :) eşliğinde marinaya indik. Dondurma keçi sütünden yapılmış olup, tadını almamla beynimde şimşekler çaktı. Sanki keçilerle yaşıyormuşum gibi koku yazarken bile şu an burnuma geldi. Ay kusacağım :D Zaten D&R'da da kalemkutu falan yoktu :)

Odaya döndük ve bebem pert sızdı. O yorgunlukla gece de azıcık uyandı 4-5 yani... Sabah kahvaltı, toparlanma derken. Önce Ildır, oradan Urla olarak rotayı çizdik. Ildır'da Manzara Cafe'de öncelikle kavga etmek suretiyle, gerçekten bombastik bir gözleme yedim. Kavga sebebi 20 dakika beklememize rağmen kimsenin sipariş almaya gelmemesiydi. Kendimi tutamadım! Ilıca içinde ise hiçbir şey yoktu. Kıyıkışlacık, Zeytinlikuyu bence daha güzel yani :)

Oradan Urla'ya geçtik. Kız uyuya kalınca, Sidar "Sen dolan ben arabada bekleyeyim" dedi. Çok da işime geldi. Sahilde bir tur atarak, Denizaltı Cafe'yi gözüme kestirdim. Yaz uyanınca orada buluşarak biraz oturduk. Patates söyledim fakat, çarık çürük, sert, belki de bayat patatesin talihlisi ben oldum. Yine yiyemeyerek ki -patatesi asla affetmem- şikayetimi de bildirdim :)

Asıl Urla merkezde güzel bir çarşı varmış ama artık gezmekten overload olduğumuzdan dönmeye karar verdik. Havalimanı yanındaki  avmye konuşlanarak, kayınpederin uçak saatine kadar o bayram kalabalığında oyalandık. Sonra da onu alarak köyümüzün yolunu tuttuk :)








18 Eylül 2016

Kısa Bir Yaz Özeti

Not:  İlgili yazı Ağustos'ta yazılmış, internet anca bulunduğundan yayınlanabilmiştir. :)

Yine uzun bir aradan sonra herkese merhabalar!
Yaklaşık iki aydır kayınvalidemin yanında ikamet etmekteyim. Başlangıçta “Gideyim sıkılırsam dönerim” olmadı diye diye iki ayı bugün devirdim.

Milas’ın deniz kenarı bir köyünde, denize nazır bir tatil sitesindeyiz. Burası zaten bana hiç yabancı değil. Çünkü eskiden bizim de burada evimiz vardı. Belki bahsetmişimdir… Zaten Sidar ile de buradan tanışıyoruz. 2008’de bizim ailenin yaşlılarının bitmek bilmeyen sağlık sorunlarından ötürü, yazlığa gelip gidemeyeceğimiz için satmıştık. Gel gör ki 2013 yazı itibariyle siteye fırtına gibi bir dönüş yaptım dermişim.

İnsanların ilişkimiz üzerine şok üstüne şok geçirmesinin üstünden bir evlilik bir de bebek geçti. Neyse 2013’te ailesi ile tanışma amaçlı 3-4 gün (beni hatırlıyor ama tanımıyorlardı), 2014’te bir hafta, 2015’te 3 hafta derken, bu sene 3 aya yaklaşacak gibi gözüküyor kalışımız. Kocacığım İstanbul’da sefil, perişan… Nöbet üstüne nöbet… Tabii bu ayrılığa hep beybimiz için katlanıyoruz.
Elbette keyfim çok yerinde, genel olarak ev işi yapmıyorum. Çocuğa da kucak sayısına bağlı olarak sıra bana geldikçe bakıyorum. Geceleri hala daha en az beş kez kalkıyoruz… Zaten memeden kesmeden bu işin değişmeyeceğini artık kabullendim!

Günlerimiz gece 11-12-1 civari yatarak, geceleri muhtelif sayı ve saatlerde kalkarak –bazen uyanıp 2 saat oturduğu da oluyor-  sabah yine en erken 11’de uyanarak başlıyor. Kahvaltı et, biraz aktivite biraz oyun derken öğle uykusuna –en erken 3’ü buluyor-  geçiyoruz.  Yine belirsiz sürelerde uyuyor. Bazen 40 dakika sonra kalkıyor, bazen 2.5 saat uyuyor. Kalkınca yemek yedir, giydir derken kontes hazretlerinin gazino saati geliyor. Orada da iki saat oyalanıp eve geri dönüyor. Yemek, oyun derken yine uyku saatine geri geliyoruz.

Tabii yukarda saydıklarımı kayınvalidem %90 yapıyorsa, %10 ben yapıyorum. Aynen yazlıkçılardaki gelin stilime devam ediyorum. O kadar da yüzsüzüm ki bunu da dillendirmekten çekinmiyor, hatta herkesi kahkahalara boğuyorum 

“İki ay boyunca bu kız neler yaptı?” derseniz

1.       Bol bol gıybet (Sonuçta yirmi yıldır burada sayılırım, malzeme de hatıra da çok)

2.       Boşanmış da semerini yemişcesine tıkınmak.

Ama öyle böyle değil. Örneğin bir tencere yarısı kalmış, “Ben yerim kalmasın!”… Bir de bebek bakım sırası bana gelmesin diye de çok yiyorum. “Ay salata kaldı, ben yerim ben yerim!” J Bir de kayınvalidemin derki “Yazın bir yemek ikiden fazla ısınmaz, ısınırsa bozulur!” Geçen baktım tencerenin içinde makarna var. Kassam yiyeceğim. Gözüme çok da gelmedi. Hepsini ısıttım, bir tabak koydum tepeleme. Hani şöyle cafelerde gelen cinsinden. Yedim… Baktım bir bu kadar, hatta daha fazla var. Kızmasın diye onu da yedim J Çok yiyorum, çok.

3.       Polimer killerimi getirdim bir şeyler yaparım diye…

Yok yapamadım. Bir de video falan izleyerek yapıyordum. Burada internet yok maalesef.  Güzel fotolar çekseydim sizinle de paylaşırdım… Ama tembellikten onu da yapmadım.

4.        Ders çalışma

Doktora derslerimi tamamlama kararı aldım. “Önden azıcık bakayım da kolaylık olsun” dedim. Bir kitaba beş sayfa falan baktım. Bir de hali hazırda bir araştırmam vardı. Nitel… Yaptığım görüşmeleri yazıya dökmem gerekiyordu. Beş tanesini falan yazdım. Onu da bıraktım J
Şimdi ALES’e gireyim diyorum. Eylül’de ona biraz baksam… Kesin onu da yapmam. Allahım tembellikten öleceğim.

5.       Spor

Sidar’a yer matı, pilates topu, bant taşıttırıp iki kez kullandım. Topu daha ziyade Yaz’la etiket yapıştırmak ve üzerinde zıplamak için kullandık. Oya’ya pilates çemberi aldırıp, bir kez falan kullandım.

Ama kendimi de şaşırtacak bir şey yaparak koşmaya başladım. Nereden nasıl gaza geldiğimi şu an tam olarak hatırlamıyorum. Fakat telefona C25K yükledim. Koşmayı bile bilmezken şimdi 20 dakika jogging yapabiliyorum. Benim için mucizevi bir durum. Haftada iki üç anca… En fazla yarım saat ama çok iyi geliyor. Şiddetle tavsiye ederim.

Yüzme derseniz, burada deniz sabah dümdüz ama biz öğlen kalkıyoruz. Şansımıza dalga olmazsa gün içi, yoksa güneş batarken haftada bir iki yüzüyorum. Ama spor olarak değil dalma çıkma amaçlı, bazen de koşudan sonra… Elime koluma bir şey değiyor, zaman zaman saçımdan tırsıyorum. Yüzme beni pek açmıyor. Zaten açıkta caretta görmüşler. Duyduğumdan beri korkum kat be kat arttı.

İşte yaz böyle geçiyor. Eylül ortasına dek buradayım. Buradan annemlerin yanına geçerim iki haftaya yakın orada kalsam, ardından bir haftada ailecek tatil yapsak…

Ev hanımlığı çok güzel sende gelsene :)

Herkese sevgiler








21 Mayıs 2016

Çocuk Büyüdükçe Dertler de Büyüyormuş :)

Ben artık bir bloğum olduğunu unuttum. Hiç yazmamış reklam falan yayınlamışım. Nereden ne koparsam kardır hesabı :)

Diş buğdayı, bir kaç şehir dışı gezi (aa pardon eziyet diyecektim!), doğum günü derken ben benden geçmişim. Önce hazırlan git, eve gel yerleş, düzen oturt pehey! Valla zormuş! Hele de bebe yabancı yerde asla uyumuyorsa...

Evde de olduğumuz çok oldu ama kendime ayırabileceğim sınırlı zamanımda, yapmak istediğim dünyalarca şey olup, bir tanesini bile yarım yamalak yapamamaktan bana fenalık geldi...

Şimdi diyelim ki kız uyudu neler yapabilirim?
1. Spora gidebilirim. Peki ben bu güzide vaktimi sporla mı geçiririm. Düşük ihtimal... Haliyle de zayıflayamıyorum :)

2. Yemek yapabilirim. Valla ilk zamanlar "Kız uyudu yemek yapayım" şeklindeydim. Şimdi Sidar tutuyor, oyalıyor - bak yine yanlış, işine gelmediği için uğraşmak çocuğu ağlata ağlata uyutuyor, yanına küt kendi de yatıyor-!

3. Ortalık toplayabilirim. Aynen yukarıda yazılanlar geçerlidir. Boş vaktimi sadece kendime ayırmaya karar verdim.

4. Kitap okuyabilirim. Okumaya bayılırım ama bu ender anları daha güzel birşey yaparak geçirmeliyim :)

5. Photoshop çalışabilirim.

6. Kanaviçe işleyebilirim.

7. Polimer kil mıncıklayabilirim.

8. Tontişe etkinlik hazırlayabilirim.

9. Boş boş bilgisayarda takılabilirim, dizi izleyebilirim. (En çok bunu yapıyorum, çünkü boş birşeyler yapmaya ihtiyacım var)

10. Yemek yiyebilirim. Yine en çok yaptıklarımdan... Tv karşısına otur yemek ye :)

Genelde yukarıda saydıklarımdan birini yapıyorum. 9 ve 10 başı çekiyor. Anlamadığım bir diğer şey ise bazı analar nasıl takır takır blog yazıyor. Ne ara o kadar foto çekip düzenliyor ve koyuyor? Bebekleri mi haplıyorsunuz. Hepinizin mi bakıcısı var? Herkes instagramda, herkes facebookta! Ya da watsapp grubları kurmuşlar telefonlar susmuyor, siz bu kadar yazışırken çocuklara kim bakıyor.

Valla elime telefonu alıp da Yazla ilgilenmezsem çığlık atıp elime vuruyor :) Günahtır yavruma :)

Sıkıldım yemin ediyorum. Başımı alıp kaçasım var. Sidar'a "İnan ki bıktım!" dedim. O da "İstifa et bu görevlerden" diyor. Nereye nasıl :) 

Geçenlerde bir öğretim görevlisi kadrosuna başvurdum da geceleri olur da "Girersem nasıl giderim, çocuğuma kim bakar" diye düşünmekten gözüme uyku girmedi (Sanki çok uyuyoruz da o da ayrı mevzu).  Ben de bir garibim.

Bu kadar yazmak yeter şimdilik. 

Herkese sevgiler


11 Mart 2016

Maclaren Triumph Bebeğimsin

Merhabalar yaklaşık bir yıl önce çok severek Armadillo Flip aldığımızı yazmıştım. Kendisini hala seviyor ve kullanıyoruz. "Peki o zaman neden baston puset aldın?" diye sorarsanız hemen açıklayayım :)

Otuduğumuz apartman sağolsun düdük kadar bir asansörü var. Yani o kadar ufak ki 2 kişi elimiz dolu olduğunda zor sığıyor, pusetle girdiğimizde tutma yerini kapayacakmış gibi arkaya katlıyoruz. 

Hadi bu çözülmeyecek bir problem değil ama daha da kötüsü apartmandaki lanet olasıca asansörler birinci kattan başlıyor ve pusetle birinci kata rampa olmadığı için tırmanmanın benim için mümkünatı yok!

Bunları fark edip bana "Boba 4G" alan kayınvalidem sağolsun, bu arada "Boba candır gerisi yalandır!"- demeden geçemeyeceğim, her yere bobayla gitmenin de imkanı yoktu

"Hiç sokağa çıkmayı denemedin mi?" derseniz, denedim. Bir kez sıkıntıdan öldüğüm için kızı Bobaya koydum. Bebek çantasını bir koluma taktım. Arabayı kapadım bir koluma taktım. Taksiye bindim ve avm'ye gittim. Yemin ediyorum tutulmayan yerim kalmamıştı! Bir kez daha sokağa çıkmaya teşebbüs edişimde şu an merdivenlerden puseti nasıl indirdiğimi vallahi hatırlamıyorum. Ama çıkarken apartman önünde oynayan ufak kızlardan yardım istedim. O derece :)

İsyanlar isyanları kovaladı :) Zaten en baştan istediğim arabayı (Bugaboo Bee) alamamıştım. Yani birileri almamıştı :( Bende Maclaren Bmw'ye heveslenmiştim. Tam baston alacağıma yakın fiyatı nasıl olduysa 600 tl arttı. Sinirlendim ve ondan da vazgeçtim. Aklıma ilk olarak Quest almak geldi. Sonuçta ayak kısmı uzuyor, tam yatıyor ve penceresinden bebeği görüyordun. Ama o renkleri!!! Hiç beğenmedim. Bir tek şampanyası fena değildi, o da aynı bizim arabaya benziyor.

Triumph'ı ilk gördüğümde bayıldım <3 Böylelikle de benim oldu. Elbet bir puset konforu yok. Yere çok yakın oluşu da tedirginlik veriyor. Bebemin minik ayakları aşağı sarkıyor, onu görememek benim için çok acı.  Sürekli durup -5 dk da bir- kontrol ediyorum. Çünkü ben hala diğer arabayı bile kendime bakarak kullanıyorum. Kontrol delisi de değilim ama kıskancım galiba :D 

Ama Triumph yağ gibi kayıyor, mükemmel manevra yapıyor, kaldırımlardan hop diye çıkıveriyor. "Hop" diye açılıp, kapanıyor. Süper pratik bir yağmurluğu var.

Bu arada ayak kısmı uzamıyor, penceresi yok ve tam yatmıyor. Ve kapandığı zaman tekerlek kısmı tentesine değdiğinden sürekli leş gibi oluyor.

Tabii merdivenlerden Triumpla 'da inip çıkmak zor ama en azından tek başıma basamakları atlata atlata indirip çıkarabiliyorum. Kızı tek elime alıp, omzuma arabayı atıp henüz bir yere gitmişliğim yok. Zaten omuza takma olayını pek pratik bulmadım. Yine de ağır yani, 6 kg araba :)

Şimdi Armadillo Sidar varken kullanılan, Triumph ise tek başıma ya da annem vs. geldiğinde kullandığım bir araba oldu. Sanırım kendisi tatillere de bizimle teşrif edecek.

Triumph maceralarım şimdilik bu kadar!

Sevgiler

<3