10 Ocak 2008

Bulgaristan; Primorsko (2006-Ağustos)

Yaz gelmiş bir de baktım hala oturduğum yerde oturuyorum. Ne yapsam ne etsem derken uzun süredir Slovakya civarlarından gelen Bulgaristan davetini değerlendirip, ani bir kararla komşuya gitmeye karar veriyorum…

Tabii ha deyince elimizi kolumuzu sallaya sallaya istediğimiz ülkeye gitme gibi bir lüksümüz yok. İşin en sıkıcı yanı ise vize almak. Neyse ki daha 15 gün önce Schengen vizesi aldığımdan sigorta, banka hesapları ve bilimum evraklarım hazırdı. Bir de sevgili arkadaşım Belgi bana bir otel rezervasyonu ayarlayınca her şey neredeyse tamamdı. Web sitesinden bir de Oyak Bank’a para yatırmak gerektiğini öğrenince koşturarak onu da hallettim. Ertesi gün aldığım gibi evrakları kendimi konsolosluğun önünde buldum. Gördüğüm manzara konsolosluğun önüne yığılmış insanlar, karma karışık sıralardan ibaretti. Evraklar elimde kendimi en yakın turizm şirketine attım. Ve vizem 2 gün sonra hazırdı. Bu arada bu gibi şirketler 50-100 ytl arası hizmet bedeli alıyorlar aklınızda olsun.

Arkadaşlarım çoktan Burgas’da buluşmuş ve tatillerine başlamışlardı. Benim de yapmam gereken oraya gidecek bir vesait bulmaktı. Hiç zor olmadı çünkü; belki 5 hatta daha fazla tur şirketinin her gün sabah akşam Bulgaristan’ın dört bir yanına seferleri vardı. Bana uygun gelen bir tanesine sabah sularında binerek yolculuğuma başladım. Burgas’a gideceğim için otobus Kırklareli güzergahını takip ederek ve Dereköy gümrük kapısından çıkarak, Bulgaristan sınırlarına Malco Turnuva’dan girdi. Dereköy ve Malco Turnuva kapıları fazla yoğun olmadığından tahmini vakit kaybımız 40 dakika idi. Bunun başlıca sebebi de otobüsleri ve eşyaları görevlilerin yanı sıra bir de köpeklerin aramasıydı.

Bulgarisatan sınırına girdikten sonra ise Burgas’a sadece 65 km kalmıştı. Fakat Kırklareli’nde otobandan çıktığımızda yollar nasıl tek şeritli, virajlı ve bozuksa Bulgaristan ‘da da pek farklı değildi. Bu yüzden Burgas’a varışımız toplam 2 saati buldu. Benim gideceğim yer ise Primorsko adlı bir sahil kasabası olduğundan tekrar dolmuşa binmem gerekti. Burgas terminalinde elimde bavulla inince taksiciler hemen pazarlığa giriştiler 20 leva karşılığında götüreceklerini söylediler fakat dolmuş 4 leva olduğundan ve taksileri fazla güvenli bulmadığımdan dolmuşa binmekte karar kıldım.




Kırk dakika kadar yolculuk ettikten sonra Karadeniz kıyısına varmıştım. Sevgili Martin ve Bulgar arkadaşlar beni neyse ki buradan karşılayacak kadar ince(!) düşünmüş ve kalacağımız pansiyona kadar götürmüşlerdi. Dışarıdan gecekondu görünümlü fakat içerden pek de fena gözükmeyen pansiyona eşyalarımı bırakmaya ve denize atlamaya tamamen hazırdım. Tabii ki karnımı doyurduktan sonra. Denize doğru giderken çok büyük bir değişiklik yaparak tavuk dürüm döner yedim (2 leva) , dönerci ile muhabbet etmeyi ise tabii ki unutmadım, Türkçe.

Deniz bildiğimiz tipik Karadeniz özelliklerini taşıyordu. Fakat dalgasızdı. Sahiller kumsaldı, bunun dışında da ilginç bir şey yoktu. Bulgaristan’ın neresine giderseniz gidin TL’yi Leva’ya rahatça çevirtebilrisiniz. Para değerlerimiz hemen hemen aynı, leva Türk Lirası’ndan yaklaşık 10 kuruş daha değerli. Ayrıca Euro’yu da Bulgaristan’a gidecekseniz kesinlikle orada çevirmenizi tavsiye ederim, çünkü geçen hafta yani ben oradayken 1 euro yaklaşık 1.95 levaya eşitti.
Primorsko genellikle Orta Avrupa’da yaşayan Macarlar, Slovaklar ve Çeklerin tatil kasabası haline gelmiş. Bir kıyaslama yapacak olursak Şile’den defalarca daha küçük ve daha az gelişmiş olduğunu kesinlikle söyleyebilirim.

Deniz kenarına inmek için derenin üzerinden asma köprüden geçiyorsunuz. Sağlı sollu kafe ve restoranları görebilirsiniz. Buralarda çok ucuza yemek yemek mümkün, fakat İngilizce bilen birine rastlamak yada İngilizce menü bulmak iğneyle kuyu kazmaktan daha zor. Şanslıysanız Türkçe konuşan birini bulabilirsiniz. Örneğin deniz kenarında yediğiniz tavuk şiş salata ve biraya aşağı yukarı 5 leva ödersiniz. Hatta daha bile az. Fakat istediğiniz ketçap, mayonez veya çayın yanına isteyeceğiniz bir dilim limon ücrete tabi. (0.50 leva)

Gece hayatı ise çok renkli; sahil boyunca birçok diskonun yanında, Bulgar müzikleri çalıp müşterileri kültürlerine özgü ağırlayan taverna tarzı yerlere de rastlayabilirsiniz. Açıkçası yeni bir ülke yada yeni bir ülkenin sayfiye kasabasını görmenin dışında Primorsko’da beni çok cezbeden bir şey bulamadım. Oraya gitmek için çekilen çileye değer mi değmez mi işte bu tartışılır.


Primorsko’da yaklaşık 2 gün kaldıktan sonra Haskova’ya geçtik. Haftaya da Haskova ve Plovdiv maceralarımla kaldığım yerden devam edeceğim.


Primorsko’da sevmediklerim: İngilizce bilmeyenler, ingilizce olmayan menüler, paralı pis tuvaletler…
Primorsko’da sevdiklerim: Süper barlar, güleryüzlü insanlar, uygun fiyatlar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız benim için önemli..