11 Aralık 2015

Alacakaranlık Kuşağı

Şu an bebeyi anneme satmış ve antep fıstığına dadanmış olmanın tombul mutluluğu içerisindeyim. Allah razı olsun nöbet günlerinde annem ya da kardeşim geliyor da bana nefes aldırıyorlar. Yoksa çok zor tamam çok güzel de çok da zor. 

Şimdi nereden başlasam bilemedim. Bilmeyenler için bakın çok aydınlatıcı bir yazı olacak. Örneğin benim kız uyumuyor. Yani bir hafta gündüz uyuyorsa gece uyumuyor, gündüz uyumazsa gece uyuyor, bazen ne gece ne gündüz uyuyor bende devreler yanıyor.

Altıncı aydan sonrasını ele alalım ki bunlar güzel günler :) Oturabilen bebek ne büyük nimetmiş yarappim... Öncesi "Sen tut ben yiyim, o tutsun bir çay içeyim, benim çişim geldi tuvalete koşayım, aman kakam geldi benimki daha acil" kavgaları... Evin içinde bebeği birbirine satma koşuşturmaları falan...

Neyse sabah kalkıyoruz saatlerin kaçı gösterdiği belli olmuyor. 7 olur, 8 olur, 9 olur, 10 olur o gün aklına nasıl estiyse. Oturuyoruz kahvaltıya BLW yapıcam diye kendimi paraladım, ekmeğin kenarına labne-pekmez sürüp eline tutuşturuyorum. Altına da tek kullanımlık masa örtülerinden, ki fırlatıp yere atınca eline geri verebileyim. O ekmek bir bakmışsın elinde, bir bakmışsın saçına sürüyor saçlarda labneler... Çocuğun kafası serpme kahvaltı masası. Bir de nasıl beceriyor bilmiyorum, o ekmeği ya da ne yiyorsa o koca örtünün dışına atıp sınırı geçirmeyi başarıyor. Ay daha bitmedi o pekmezli, etli ya da patatesli elleri gözlerine yüzüne sürüyor. Eğlence bitmiyor yani :) Elimizde ıslak bezler "Yapma yavrum, dur çoçom" derken bir bakmışız bizde komple batmışız.

Uykudan buralara geldik... Şöyle böyle aradan iki saat geçiyor başlıyor mıkırdanmaya gözler beni arıyor. Emerek uyumaya alıştırdığım için (evet suç bende) direk bana kilit "Annesi bunun uykusu geldi!" "Eyvallah koçum!" Alıyorum yatağa götürüyorum. Neyse başlıyoruz emişmeye, büyük hayallerle yatırıyorum. Böyle mutluluk yok :) Mutfağa gidiyorum kendime bir kahve yapıyorum, salona geliyorum. Elimde kahve fincanı totomla koltuğun buluşmasına son bir sn.... derken "aaaaaaaüüüüüuuuuhuuüüü" Hemen odaya geri... Ne göreyim gülerek ve yuvarlanarak yatağın içinde bana bakıyor. "Yavrum nasıl 5 dk'da şarj oldun?" kafamda deli sorular Arada tuvalete falan gidersem kendimi şanslı sayıyorum o derece. 

Bazen çocuk gerçekten uyuyor hakkını yemeyeyim. İşte o bir saatte o kadar mutluyum ki, "Ne yapsam acaba?" diye düşünürken, karar veremeden hiç bir şey yapmadan mal gibi oturmuş olduğumun farkına varıyorum.


Öğle yemeği, akşamüstü derken, yine uykusu geliyor. Gökçe iş başında hayale gel ki, hayalim uyursa çay demleyip evlilik programı izlemek  :) "Ay uyuyor mu?" derseniz " Allah'tan ümit kesilmez!" derim...

Çok nadir olarak da iki saati geçiyor uykusu. O zaman da hasretinden ölüyorum. "Uyansa da sevsem!" mode on :) Hayır uyusun diye gözünün içine baktık, uyudu kendimizi kaybettik... Biz de kafayı yedik bakmayın.

Artık sıra günün en sevdiğim anı olan geceye geldi. Ben ki uykuya çok düşkünümdür, yemin ederim uykudan soğudum. Kızı bir şekilde uyutuyorum. Saat 21-02 arası değişen bir uyku düzeni var. 21.00'da da uyuyabilir, 01.15'te de. 21.00'de uyuyup 11.00'da kalkıp 02.00'da geri de yatabilir. Velev ki yattı en fazla -en fazla diyorum- iki saatte bir uyanıyor. Bu iyi hali. Normalde kalkış aralıkları 40 dk. ile 1 saat arasında değişiklik göstermekte. Gözümü kapıyorum saat 00.10 "viyaaaaa" sesiyle tekrar gözümü açıyorum ki saat 00.50. "Of çok uyudum be!" Her kalkışta meme her kalkışta meme... Nadiren pış pışa kanıyor. "Ah tamam uydu bu!" diyerek memeden çekmek suretiyle yerine koymak, görevimiz tehlikeye devam filmi çekmek gibi :) Tam havada, yatağa koymaya 1 cm kalmış, sevinmeye o kadar yakınım ki, "viyaaaaaaa" oh yandan yandan :) Üst üste uyumalarımızı hiç anlatmayayım. sekiz kg zor oluyor... Bir de "oturarak uyumak" diye bir kavram varmış, onu da hemen hemen her gece deneyimliyoruz. Ortadan bilmem kaçıncı omurumda yerleşik ağrı gark etti. Sonra gülücüklerle yeni bir sabaha kalkıyor(uz). Ben kalkmıyorum galiba ya, ruhumu teslim ettim bir ara bir yerlerde ama nerelerde :)



Daha yazayım ya... Bir depresyona girme lüksüm bile kalmadı. Bir hap atayım yatayım, efendim bir kafayı çekeyim dağıtayım. Anayım ben ana :) Ben bugün dişimi bile fırçalamadım, çünkü unuttum. Annem geliyor ya arada "Bir yıkan istersen!" dedi kadıncağız geçenlerde. Saçım o derece kendinden geçmiş. Spora yazıldım 1 ay boyunca 3 kez gidebildim :)

Son olarak da "kıyamamcılar"dan bahsetmek istiyorum. Evde bir tane var ondan başlayayım. Konuşma şu şekilde gelişiyor;

- Canım, kıyamam çok mu yoruldun?
- ..............
-Kıyamam!!!
-.................
- Bana mı dedin? (Bu ben oluyorum)
- Yok kızla konuşuyorum
- &%?=(& mı geçiyorsun? (Bu da ben oluyorum)

Yine bir diğer konuşma;

- Nasıl uyuyor mu?
- Yok valla bütün gece ayaktaydım, zırt pırt kalktı.
- Ay kıyamam.....!!!

"Pardon canım sen kime neden kıyamıyorsun? Hatlar karıştı galiba!" Daha bu diyalogların farklı farklı versiyonları var. Sonra bizim kız b.k, püsür hikayeleri var kapı ağzında yapılan çeşitli kavgalar var, varoğlu var. Onları da başka gün yazayım.

Özetle "Aşık mıyım aşığım, seviyor muyum?  Ölüyorum" 

Gidip uykusunda izleyeyim :)

İyi geceler

Sevgiler





4 yorum:

  1. hahahaha :D kakalı hikayeleri heyecanla bekliyorum :D

    YanıtlaSil
  2. sen hep yaz gökce... sakın bu hikayelerden mahrum bırakma :D
    hem güldüm hem düşündüm. annelik bu olsa gerek <3 <3 <3

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Fırsat bulsam da yazabilsem keşke :) Teşekkürler :)

      Sil

Yorumlarınız benim için önemli..