18 Şubat 2016

Bebekle Sevgililer Günü

Merhabalar! Eskiden Sevgililer Günü benim içine en heyecanlı kutlama günlerinden biriydi. Kalpler, çikolatalar, hediyeler, kartlar, zarflar, dekorlar beni benden alırdı. "Ne giysem, ne alsam, nerede kutlasam" gibi boş beleş işlerle bir ay falan uğraşırdım. Mütemadiyen hayal ettiğim gibi birşey olmazdı, ama yine de kendimi eğlendirirdim.

Sidarla sevgili olarak hiç sevgililer günü geçiremedik. Zart diye evlendiğimizden olabilir :) İlk sevgililer günümüzde evde, ikincisinde ise son derece hamile bir şekilde Şile'deydik.

Bu yılda aklımızda hiç bir şey yokken pazar havayı güzel görünce "Evde oturacağımıza Şile'ye gidelim gece de kalırız" dedik.

 Alışverişin bir kısmını İstanbul'dan, bir kısmını Şile'den tamamladık. Halamlarda biraz vakit geçirdikten sonra, eve geldik. Ben kızı oyalamaya başladım, Sidar'da mangala girişti. Etler pişti, masa hazırlandı, oturduk, yiyoruz. Tam sevgi kelebekleriyiz :) "Ne mutluyuz, bebeğimiz ne tatlı, ne şanslıyız, en güzel sevgililer günü vs" diyerek tatlış mode tavan yapmış vaziyette.



Saat 22.30 sularında bebemiz de uyuyunca başbaşa vaktimiz de gelmiş bulunmaktaydı. Bu arada 1 kadeh şarap içeyim dedim. Tabi o kadehi takriben beş saatte içtiğim için içtiğimden de birşey anlamadım o da ayrı mevzu.

Neyse efendim biz romantik dakikalar yaşarken chucky bebe gerçek yüzünü gösterdi. Saat 01.30 sularında uyanmak suretiyle tam 04.00'a kadar durmaksızın -ama cidden avaz avaz ve non stop- ağladı. Sidar'a dedim "Bari sen yat!" O da yatıp bir de horlamayta başlayınca iyice beynim dönerek "Rica ediyorum, horlama!" şeklinde çemkirme+dürtüklerle "Ben aşağı gidiyorum yaeee!" diyerek olay mahalini terk etti.

Anam anam sallıyorum susmuyor, emziriyorum susmuyor, ışık açıyorum susmuyor, seviyor-kucaklıyorum, uyutmaya çalışıyorum susmuyor... Susmuyor da susmuyor! Yaklaşık 2 saatin sonunda pili tükenince yavaştan sızıklamaya başladı.

Baktım 5 dk. ses gelmiyor "Uyudu! Gideyim de alt kattan örtüsünü alayım." dedim ki merdiveni yarılamışken tekrar ses geldi. Neyse ki kısa bir uğraş sonucu geri uyudu.

Saatler 04.00'ı gösteriyordu ki o ses geri geldi. Sanki evde bir ambulans sireni... Uyumuyor, uyumuyor... Saat beşe gelirken artık sinirden ve uykusuzluktan ellerim titremeye başladı. Bebeyi kaptığım gibi indim aşağı Sidar'a "Al şunu elimden bir kaza çıkacak!" diye veriverdim. Baktım uyutma yastığı yukarIda kalmış, tekrar aşağı inip bakmadan kapıdan içeri savuruverdim. Vallahi geri yattığımda kalbim çarpıyordu. Camı falan açtım da anca sakinleştim...

Gece bir kaç kez uyandı ama aç olacağına ihtimal vermeyerek aşağı inmeye tenezzül bile etmedim. Sabah dokuzda geri uyandığında çaki bebemle küsmüştüm ama tekrar barıştım sevimliliğine dayanamayıp :)

Şimdi "Bu çocuk neden böyle yaptı?" diye düşündüğümde aklıma gelen bazı şeyler var;

1. Mangalı beklerken ağzına birkaç patates kızartması tıkmış olabilirim. Tabii ki çok istekliydi. Ağır gelmiş olabilir...
2. Et mi ağır geldi acaba?
3. Yerini yadırgadı.

3 günün sonunda bu postu da tamamlamanın verdiği mutlulukla herkese iyi geceler dilerim

Sevgiler

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız benim için önemli..