20 Eylül 2016

Akyaka

Üç aylık Milas yazlıkçılığından sonra tatil benimde hakkımdı. Aslında ilk planımız Sidar bizi geçerken Altınoluk'a bırakacak, annemlerle 10 gün kalıp sonunda eve geri dönmek şeklindeydi. 

Olanlar oldu, devremülkün günleri kaydı. Günler kayınca babam devreyi " Çok sinirlendim, sat!" diyerek emlakçıya verdi. Tabiikisi de bu fevri davranışı hakkında şu an kararsız. Neyse ki satılmadı...

"Ne yapsak, nerelere gitsek?" diye kafamda bin bir soruyla "Selimiye'ye gidelim mi?" demiş bulundum. Beğenip, onayladılar. Rezervasyonumuzu yaptırdık. Yaptırdık da maaşallah otel fiyatları Maxx Royal ile yarışır hale gelmiş. Bu satırları şu an Selimiye'den yazıyorum hatta.

Neyse Akyaka diye başlık attım, konu dağılmasın. Kimin kimde ne zaman kalacağı, nereye gideceği, döneceği, uçak saati karıştığı için, annem ve babam cumartesi sabahı itibariyle açıkta kaldı. Aklımda bir yer daha vardı "Akyaka" :) "Azıcık orada kalalım mı?" dedim. "Olur, orayı da görelim" dediler. Milas'tan yaklaşık iki saatlik bir yolculukla, -Almanya'dan yurda dönercesine- tıklım tıkış bir arabayla hedefimize ulaştık. Araba o derece dolu ki, koltukta kızı göremiyorum, ulaşamıyorum :)
Bir de bu Sidar ile iki büyük bir küçük valiz göndermiş halimiz.

Akyaka'da "Alp Suites Mandalin" diye bir apartta kaldık. Durmayın, tereddüt etmeyin, koşun kalın. İkea ile Boyner Evde birleşmiş buraya sponsor olmuş. O derece temiz, o derece zevkli... Taşınasım geldi. Aksesuarların üstünde fiyat etiketleri dahi duruyordu. Bir yataklarda sıkıntı vardı. Garç gurç bir sesler. Kız uyanmasın diye robota bağladım.

Tekrar toparlarsak, elimde ekranı çatlak, dolmayan telefonumla foursquare'den önceden işaretlediğim mekanları arıyorum. Çocuk acıktı, bir çorba bir ev yemeği arayışlarım sonunda Takıntı Cafe'ye gidiyoruz. Google Map ile dön dolaş, kavga dövüş - babam kayboldu- falan sonunda güneşin alnında buluyoruz. Yaz çorba içiyor, pek de beğeniyor. Biz mantı yiyoruz. 10 üzerinden 7 :) İşleten hanım inanılmaz kibar...

Odaya geri dönüp kızı uyutuyorum. Babamla "Çıkalım dolanalım" diyoruz. Malum cumartesi gittiğimiz için bütün Muğla halkı ve civar köylüsü plajda. Yürüye yürüye orman kampının oraya gidiyoruz.  Her yer leş...




Merdivenlerden ine çıka denize girecek bir yer buluyoruz. Kendimizi Gökova'ya bırakıp dalıp çıkıyoruz. 

Sahilde kano kiralayan bir yer görüp fiyat alıyorum. İki kişilik kano bir saat 25 TL, SUP da görüyorum. Diğer bir adıyla "Paddle Boarding" Hemen fiyat alıyorum, saati 50 TL "Biz beş dakikada öğretiyoruz, sabah 7-8 gibi gelirseniz deniz o zaman düz oluyor" diyor ve 7-8'i duyduktan sonra gerisini dinlemiyorum. Hayat benim için 11-12'de başladığından üzülerek ayrılıyorum :)

Duş al-giyin ritüellerini gerçekleştirdikten sonra, yine foursquare sağolsun"Sema'nın Mutfağına" gidiyoruz. Aman baştan uyarayım, Akyaka girişinde ufak bir yer. Tırman tırman yokuş yukarı, babam dükkanı da görünce "Burası mı? hıh-mıh" falan diyerek burun kıvırdı. Sonuçta puset iteliyoruz, totomuzdan ter akıyor :) Neyse sonuçta bizden çok yedi. Yaz da yemekleri çok beğendi, bir tabak pilavı karnıyarık içiyle götürdü.

Sonra "Azmak yanında bir tur atalım" diyerekten, donarak sahil tarafına geri döndük. Yine babamla birbirimizi kaybederek, 3 tur attık. Sonunda kavuştuk. Çay sevdasına, en varoşundan semaverde çay yerine oturarak, küçücük bardak çaya 3TL, yandaki wafflecıdan aldığım waffle a ise 13 TL verdim. Waffle neyse de çay hatasını ben yaptım siz yapmayın :)

İkinci gün Azmak kenarında kahve içerek (uyduruk bir cafe 6 TL) Akbük'e doğru yola çıktık. Yol yaklaşık 40  dakika sürüyor. Önceden aldığım enformasyon doğrultusunda, sahilde ufak bir tur atarak "Tahta Beach" de karar kıldık. Gayet güzel ve temiz, şezlong 10 TL ayrıca yiyip içtiğinizi ödüyorsunuz. Belediyenin şezlongları çifti 25 TL, beachlerin kum üstünde pek yeri yok. Sahili olduğu gibi belediye kapatmış. Pek beğendiğim Tahta Beach'de kıza ızgara köfte söylüyorum. Çok güzel bir sunumla geliyor, gayet lezzetli ve fiyatı 25 TL (pilav, patates ve salata ile servis ediliyor)

Deniz muhteşem, gördüğüm en güzel koylardan biri... Gidilmeli, yüzülmeli... Saat 7 gibi geri dönüyoruz. Bebem yine aç, "Bir çorba içse" diyoruz. Köşem mi köşebaşı mı adında çok dolaşmayalım diye dandik ve pis ötesi bir yere geçiyoruz. çorbayı ağzına sürmüyor. Ben tenezzül edip oturmuyorum. Bir kase çorba 7.5 TL :)  Şoklardayım :) Pizza Fellas -thank you foursquare- bir dilim karışık pizza alıyorum (5 TL) üç lokmada gömüyorum. Ayılık olmasın diye tekrar almıyorum :)

Dolanırken İzmit'ten bir ahbaba rastlayıp çay-pasta seansı yapıyoruz. Yaz bayılmak üzere olduğundan eve geçip biz de inzivaya çekiliyoruz.

Genel olarak Akyaka'yı pahalı buldum. Evet esnaf son derece kibar, tatlı dilli olabilir. Ama hizmet-fiyat çok dengesiz. Çay 3 TL, kahve 6 TL, çorba 7,5.... Oturduğun yere bakıyorsun, önüne gelene bakıyorsun. İçinden küfür ediyor kalkıyorsun. 

Herhalde tekrar gideceğim bir yer olmaz. Yine de görmüş olduk...

Sırada Selimiye notlarım var :)


PS: Sivrisinekler şöyle böyle diye beni çok korkutmuşlardı. Toplamda 2 adet sivrisinek gördüm. Onlarda sokaktaydı. Belki hava soğuduğundan yok olmuşlardır :)

1 yorum:

  1. Güzel bir yere benziyor. Güzel yerleri esnaf ve belediye vs kötüleştirmek için gayret etmiş her zamanki gibi.

    YanıtlaSil

Yorumlarınız benim için önemli..